Pedagojik Gelişim

Mutlu ve başarılı çocuk için altın kurallar

Mutlu ve başarılı çocuk için altın kurallar:

CEZA

Ceza olayı meşrulaştırır

“Ödevini yapmazsan bilgisayarla oynayamazsın” gibi ceza da ödül kadar sık kullanılan bir kontrol mekanizması. Çocuğu terbiye etmeye çalışırken ceza, çocukta kendinde bir sorun olduğu algısı yaratır ve ceza olayı meşrulaştırır. Ödevini yapmazsan bilgisayarla oynayamazsın dediğiniz an, çocuk “Bugün bilgisayarla oynamam, ödevimi de yapmam” diyebilir.

ÖDÜL

Ona ödül vermeyin hediye alın

Ödevini yaparsan bilgisayarla oynayabilirsin. Amaç ödev yapmak mı bilgisayarla oynamak mı? Ödev araç olur. Araç mı amaç mı değerlidir? Amaç değerlidir. Çocuk işten bu durumda soğur çünkü asıl yapması gereken araç olur. Bir zaman sonra ödül olmayınca o işi bırakır. Çocukta sorumluluk bilinci ölür. Ödülle işi yaptırırsınız ama asla tutku kazandıramazsınız. Kitap okutursunuz ama kitap okumayı sevdiremezsiniz, çünkü çocuk onu ödül için yapmıştır. Ödül bireyi dış kaynağa bağlı kişiler haline getiriyor. İşyerinde patron olmayınca yapmıyor. Ayrıca “Sınıfı geçersen sana bisiklet alacağım” gibi söylemler ödülü koşula bağlamaktır. Hediyede koşul olmaz. Baba, “Tablet aldım” diye çocuğuna verebilir. Bir koşula bağlamamak lazım. Çocuğa almak istediklerinizi alın ama asla koşula bağlamayın. Tablet istiyorsa harçlığıyla biriktirip alsın böylece çocukta sorumluluk bilinci oluşur. Biriktirsin üzerini siz tamamlayın. Kendi emeklerinin karşılığını da almalı, bedelini de ödemeli.

REKABET

1- Çocuğu başkasıyla kıyasladığınız, referans noktası başkası olduğunda, çocuk elinden gelenin en iyisini yapsa da mutsuz oluyor. Zamanla mutluluğu başkasına bağlamaya başlar. Mesela çocuk “70 aldım” diyince, anne “100 alan var mı?” diye sorar. “Benim değerim diğer insanlara göre belirleniyor” algısı bu noktada oluşur ve çocuk “Ben sadece ben olduğum için değerliyim” duygusunu kaybeder. “Başarılı olursam, param olursa, statüm olursa değerli olurum…” demeye ve dış etkenlere bağlı bir mutluluk anlayışı geliştirmeye başlar. Oysa unutulmamalıdır ki bir insan sürekli başarılı ya da zengin olamaz.

2- Rekabetin yaratabileceği ikinci bir durum; çocuk çok iyi çalışsada referans noktası çok iyi birisiyse bir noktadan sonra çocuk “Ben ne yaparsam yapayım ona ulaşamayacağım” der ve “öğrenilmiş çaresizlik” başlar, çocuk işi tamamen bırakabilir.

3- Rekabetin yaratabileceği bir diğer durum, çocuğun rakip gördüklerinin seviyesi düşük olduğu durumda kendi potansiyelinin üstüne çıkmaya gereksinim duymaması. “Ben 10 üzerinden 8 aldım. 9 hatta 10 da alabilirim ama arkadaşlarım 5 veya 6 alıyorsa 9’a 10’a çıkma gereği duymam. Ben zaten bu halimle birinciyim” bilinci oluşur. Oysa çocuğun referans noktası kendisi olsaydı diğerleriyle hiç ilgilenmez, kendi potansiyelinin en üstüne çıkardı.

ÖVGÜ

Öz değerlendirme yapmalı.

Övgü, dış odaklı bir diğer etken. Övgüyle büyüyen çocuk, sürekli diğerleri tarafından onaylanma ihtiyacı duyar ve iş yapınca hemen ebeveynlerine gösterir, övgü bekler, başkası tarafından onaylanma ihtiyacı doğar. Oysa öz değerlendirme mekanizması olmalı, işin iyi olup olmadığını kendi başına değerlendirebilmeli, övgüye ve övgüyü verenin görüşüne bağımlı olmamalı.

Ben dilini kullanmaktan kaçının.

Anne babalar, “Yemeğini ye üzülüyorum”, “Ödevini yap üzülüyorum” gibi söylemler kullanmaktan kaçınmalı. Çünkü bu gibi durumlarda çocuk kendi duygusunu değersizleştirir, bir insanın duygusu başkasına bağlı olduğu düşüncesine kapılır. “Annemin üzülmemesi bana bağlıysa benim duygum kime bağlı?” sorusuna cevap aramaya başlar. Oysa insanın üzülmesi ya da mutlu olması kendi elindedir. Çocuğun görevi anne babasını gururlandırmak yerine kendi için başarılı, mutlu olmasıdır.

Kardeş kıyasını bir yana bırakın.

Kardeşler arasında yapılan kıyas çocuğun tüm yaşamını etkiler. “Abim piyano çalıyordu ve babam ona gururla bakıyordu. Ben o gururlu bakışı asla kazanamayacağım. O yüzden piyanoya hiç başlamadım.” Burada kıyas var ve çocuk görevinin babasını gururlandırmak olduğunu zannediyor. Kıyas olunca ikinci çocuk kendine başka alan seçer çünkü kardeşiyle yarışamayacağını düşünür ve kendi heyecanını bir yana bırakır. Rekabetle mutlu oluyorsa sadece diğer insanlardan daha iyi yaptıkça mutlu olur. Elinden gelenin en iyisini yapsa bile mutlu olamaz.

ÖDEV

Okulun kontrol mekanizmasını evin içine taşıyan araç Ödev aracılığıyla okul kontrol mekanizmasını evine içine kadar sokar. Ödev öğrenmeyi sağlayan araçken öğretmen de ebeveynler de sadece ödevin yapılıp yapılmadığı noktasında takılı kalır. Ödevde ne öğrenildiği değil, ödeve not verilir. Yüksek not almanın yolu ise çocuklara göre anne babaya yaptırmaktan geçiyor. Oysa çocuğun ödevine değil öğrenmesine yardımcı olmalı!

Unutmayın!

* İnsan sevmediği bir şeyde başarılı olamaz, çocuk öğretmeniyle güzel ilişki kuramadığında öğrenme olmaz. Ayrıca okulda öğretmen ya da arkadaşları tarafından kabul görmediğini de düşünüyorsa çocuğunuzun derhal okulunu değiştirin.

* Sınavda başarı için en önemli kuralın ona “Sadece sen olduğun için değerlisin” bilincini aşılamak olduğunu unutmayın. Çocuğunuzun sınav kaygısını böylelikle azaltırsınız.

* Çocuğunuz sınıfta kalıyorsa onu asla zorla geçirmeye çalışmayın.

* Çocuğunuzun akranlarıyla ders çalışmasını önemseyin.

 

Özgür Bolat (haberturk röportaj)

 

Sezgin      6 Eylül 2015